The Latest

Ek 20, 2014 / 12 not

Benİstanbul Fotoğraf Projesi

İstanbul fotoğraflarla şenlenecek!
İstanbul’da şimdiye kadar yapılmış en kapsamlı fotoğraf organizasyonu olan Fotoistanbul 1. Beşiktaş Uluslararası Fotoğraf Festivali, 18 – 24 Ekim tarihleri arasında ABD, Asya, Avrupa ve Türkiye’den 100’e yakın sanatçıyı bir araya getiriyor! Beşiktaş meydanında kurulan dev açıkhava sergisinde, 50 sergi, 70 seminer ve panel, 6 ustayla sohbet, 5 gösteri gecesi, 80 fotoğraf gösterisi, 100’ü aşkın portfolyo değerlendirmesi, 8 atölye, kitap imza günleri ve yuvarlak masa tartışmaları ile fotoğrafı tüm İstanbullularla buluşturmayı hedefliyor.

Hayırlı,huzurlu haftalar …
Ek 20, 2014 / 17 not

Hayırlı,huzurlu haftalar …

İstanbul
By yusufyorelli
Ek 19, 2014 / 54 not

İstanbul

By yusufyorelli

mahirkulaber:

.
Nefsinle yeniden çizilecek desenler
Çehreler yepyeni bir degişim geçirecek
Aydınlığa nurunla kavuşacak mahzenler
Anneler çocuklara hep seni içirecek
Yağmur, seninle biter susuzluğu evrenin
Sana mü’mindir sema; sana muhtaçtır zemin

Damar damar seninle, hep seninle dolsaydım
Batılı yıkmak için kuşandığın kılıcın
Kabzasında bir dirhem gümüş de ben olsaydım

Kardeşler arasında heyhat, su-i zan düştü
Zedelendi sağduyu; körleşen iz’an düştü
Şarkısıyla yaşadık yıllar yılı baharın
İnsanlık bahçemize sensizlik hazan düştü

Yağmur, seni bekleyen bir taş da ben olsaydım
Çölde seni özleyen bir kuş da ben olsaydım
Dokunduğun küçük bir nakiş da ben olsaydım
Sana sırılsıklam bir bakiş da ben olsaydım
Uğrunda koparılan bir baş da ben olsaydım
Bahira’dan süzülen bir yaş da ben olsaydım
Okşadığın bir parça kumaş da ben olsaydım
Senin için görülen bir düş de ben olsaydım
Yeryüzünde seni bir görmüş de ben olsaydım
Senin visalinle bir gülmüş de ben olsaydım
Sana hicret eden bir Kureyş de ben olsaydım
Damar damar seninle, hep seninle dolsaydım
Batılı yıkmak için kuşandığın kılıcın
Kabzasında bir dirhem gümüş de ben olsaydım..
.
#nurullahgenc #naat #sav  (Yeni Camii-Eminönü)
Ek 18, 2014 / 16 not

mahirkulaber:

.
Nefsinle yeniden çizilecek desenler
Çehreler yepyeni bir degişim geçirecek
Aydınlığa nurunla kavuşacak mahzenler
Anneler çocuklara hep seni içirecek
Yağmur, seninle biter susuzluğu evrenin
Sana mü’mindir sema; sana muhtaçtır zemin

Damar damar seninle, hep seninle dolsaydım
Batılı yıkmak için kuşandığın kılıcın
Kabzasında bir dirhem gümüş de ben olsaydım

Kardeşler arasında heyhat, su-i zan düştü
Zedelendi sağduyu; körleşen iz’an düştü
Şarkısıyla yaşadık yıllar yılı baharın
İnsanlık bahçemize sensizlik hazan düştü

Yağmur, seni bekleyen bir taş da ben olsaydım
Çölde seni özleyen bir kuş da ben olsaydım
Dokunduğun küçük bir nakiş da ben olsaydım
Sana sırılsıklam bir bakiş da ben olsaydım
Uğrunda koparılan bir baş da ben olsaydım
Bahira’dan süzülen bir yaş da ben olsaydım
Okşadığın bir parça kumaş da ben olsaydım
Senin için görülen bir düş de ben olsaydım
Yeryüzünde seni bir görmüş de ben olsaydım
Senin visalinle bir gülmüş de ben olsaydım
Sana hicret eden bir Kureyş de ben olsaydım
Damar damar seninle, hep seninle dolsaydım
Batılı yıkmak için kuşandığın kılıcın
Kabzasında bir dirhem gümüş de ben olsaydım..
.
#nurullahgenc #naat #sav (Yeni Camii-Eminönü)

mertslt:

Üç şair bir odak: İstanbul - II___
Bu şehri Stanbûl ki bî-misl ü bahâdırBir sengine yek-pâre Acem mülkü fedâdır.
(Bu İstanbul şehri öylesine eşsiz bir değerdedir ki baha biçilmez, bir taşına bütün bir Acem mülkü feda olsun.)
Bir gevher-i yek-pâre iki bahr arasındaHurşîd-i cihan-tâb ile tartılsa sezadır.
(İki deniz arasında tek bir elmas parçası gibidir, cihanı aydınlatan güneşle tartılmaya -aynı kefeye konmaya- lâyıktır.)
Nedim - İstanbul Kasidesi
Ruhumu eritip de kalıpta dondurmuşlar; Onu İstanbul diye toprağa kondurmuşlar. İçimde tüten bir şey; hava, renk, eda, iklim; O benim, zaman, mekan aşıp geçmiş sevgilim. Çiçeği altın yaldız, suyu telli pulludur; Ay ve güneş ezelden iki İstanbulludur. Denizle toprak, yalnız onda ermiş visale, Ve kavuşmuş rüyalar, onda, onda misale.
İstanbul benim canım; Vatanım da vatanım… İstanbul, İstanbul…
Tarihin gözleri var, surlarda delik delik; Servi, endamlı servi, ahirete perdelik… Bulutta şaha kalkmış Fatih`ten kalma kır at; Pırlantadan kubbeler, belki bir milyar kırat… Şahadet parmağıdır göğe doğru minare; Her nakışta o mana: Öleceğiz ne çare? .. Hayattan canlı ölüm, günahtan baskın rahmet; Beyoğlu tepinirken ağlar Karacaahmet…
O manayı bul da bul! İlle İstanbul`da bul! İstanbul, İstanbul…
Boğaz gümüş bir mangal, kaynatır serinliği; Çamlıca`da, yerdedir göklerin derinliği. Oynak sular yalının alt katına misafir; Yeni dünyadan mahzun, resimde eski sefir. Her akşam camlarında yangın çıkan Üsküdar, Perili ahşap konak, koca bir şehir kadar… Bir ses, bilemem tanbur gibi mi, ud gibi mi? Cumbalı odalarda inletir ` Katibim`i…
Kadını keskin bıçak, Taze kan gibi sıcak. İstanbul, İstanbul…
Yedi tepe üstünde zaman bir gergef işler! Yedi renk, yedi sesten sayısız belirişler… Eyüp öksüz, Kadıköy süslü, Moda kurumlu, Adada rüzgar, uçan eteklerden sorumlu. Her şafak Hisarlarda oklar çıkar yayından Hala çığlıklar gelir Topkapı Sarayından. Ana gibi yar olmaz, İstanbul gibi diyar; Güleni şöyle dursun, ağlayanı bahtiyar…
Gecesi sünbül kokan Türkçesi bülbül kokan, İstanbul, İstanbul…
Necip Fazıl Kısakürek - Canım İstanbul 
Bir gün sabah vakti kapıyı çalsam, Uykudan uyandırsam seni: Ki, daha sisler kalkmamıştır Haliçten. Vapur düdükleri ötmededir. Etraf alacakaranlık, Köprü açıktır henüz. Bir gün sabah sabah kapıyı çalsam…
Yolculuğum uzun sürmüş oldukçaGece demir köprülerden geçmiştir tren. Dağ başında beş on haneli köyler, Telgraf direkleri yollar boyunca Koşuşup durmuş bizle beraber.
Şarkılar söylemişim pencereden, Uyanıp uyanıp yine dalmışım. Biletim üçüncü mevki, Fakirlik hali. Lületaşından gerdanlığa gücüm yetmemiş, Sana Sapancadan bir sepet elma almışım..
Ver elini Haydarpaşa demişiz, Vapur rıhtımdadır pırıl pırıl, Hava hafiften soğuk, Deniz katran ve balık kokulu Köprüden kayıkla geçmişim karşıya, Bir nefeste çıkmışım bizim yokuşu…
Bir gün sabah sabah kapıyı vursam, -Kim o ? dersin uykulu sesinle içerden. Saçların dağınıktır, mahmursundur. Kimbilir ne güzel görünürsün sevgilim, Bir gün sabah vakti kapıyı çalsam, Uykudan uyandırsam seni, Ki, daha sisler kalkmamıştır Haliçten. Fabrika düdükleri ötmededir
 Turgut Uyar - Bir gün Sabah Sabah
Ek 18, 2014 / 30 not

mertslt:

Üç şair bir odak: İstanbul - II
___

Bu şehri Stanbûl ki bî-misl ü bahâdır
Bir sengine yek-pâre Acem mülkü fedâdır.

(Bu İstanbul şehri öylesine eşsiz bir değerdedir ki baha biçilmez, bir taşına bütün bir Acem mülkü feda olsun.)

Bir gevher-i yek-pâre iki bahr arasında
Hurşîd-i cihan-tâb ile tartılsa sezadır.

(İki deniz arasında tek bir elmas parçası gibidir, cihanı aydınlatan güneşle tartılmaya -aynı kefeye konmaya- lâyıktır.)

Nedim - İstanbul Kasidesi

Ruhumu eritip de kalıpta dondurmuşlar; 
Onu İstanbul diye toprağa kondurmuşlar. 
İçimde tüten bir şey; hava, renk, eda, iklim; 
O benim, zaman, mekan aşıp geçmiş sevgilim. 
Çiçeği altın yaldız, suyu telli pulludur; 
Ay ve güneş ezelden iki İstanbulludur. 
Denizle toprak, yalnız onda ermiş visale, 
Ve kavuşmuş rüyalar, onda, onda misale.

İstanbul benim canım; 
Vatanım da vatanım… 
İstanbul, 
İstanbul…

Tarihin gözleri var, surlarda delik delik; 
Servi, endamlı servi, ahirete perdelik… 
Bulutta şaha kalkmış Fatih`ten kalma kır at; 
Pırlantadan kubbeler, belki bir milyar kırat… 
Şahadet parmağıdır göğe doğru minare; 
Her nakışta o mana: Öleceğiz ne çare? .. 
Hayattan canlı ölüm, günahtan baskın rahmet; 
Beyoğlu tepinirken ağlar Karacaahmet…

O manayı bul da bul! 
İlle İstanbul`da bul! 
İstanbul, 
İstanbul…

Boğaz gümüş bir mangal, kaynatır serinliği; 
Çamlıca`da, yerdedir göklerin derinliği. 
Oynak sular yalının alt katına misafir; 
Yeni dünyadan mahzun, resimde eski sefir. 
Her akşam camlarında yangın çıkan Üsküdar, 
Perili ahşap konak, koca bir şehir kadar… 
Bir ses, bilemem tanbur gibi mi, ud gibi mi? 
Cumbalı odalarda inletir ` Katibim`i…

Kadını keskin bıçak, 
Taze kan gibi sıcak. 
İstanbul, 
İstanbul…

Yedi tepe üstünde zaman bir gergef işler! 
Yedi renk, yedi sesten sayısız belirişler… 
Eyüp öksüz, Kadıköy süslü, Moda kurumlu, 
Adada rüzgar, uçan eteklerden sorumlu. 
Her şafak Hisarlarda oklar çıkar yayından 
Hala çığlıklar gelir Topkapı Sarayından. 
Ana gibi yar olmaz, İstanbul gibi diyar; 
Güleni şöyle dursun, ağlayanı bahtiyar…

Gecesi sünbül kokan 
Türkçesi bülbül kokan, 
İstanbul, 
İstanbul…

Necip Fazıl Kısakürek - Canım İstanbul 

Bir gün sabah vakti kapıyı çalsam, 
Uykudan uyandırsam seni: 
Ki, daha sisler kalkmamıştır Haliçten. 
Vapur düdükleri ötmededir. 
Etraf alacakaranlık, 
Köprü açıktır henüz. 
Bir gün sabah sabah kapıyı çalsam…

Yolculuğum uzun sürmüş oldukça
Gece demir köprülerden geçmiştir tren. 
Dağ başında beş on haneli köyler, 
Telgraf direkleri yollar boyunca 
Koşuşup durmuş bizle beraber.

Şarkılar söylemişim pencereden, 
Uyanıp uyanıp yine dalmışım. 
Biletim üçüncü mevki, 
Fakirlik hali. 
Lületaşından gerdanlığa gücüm yetmemiş, 
Sana Sapancadan bir sepet elma almışım..

Ver elini Haydarpaşa demişiz, 
Vapur rıhtımdadır pırıl pırıl, 
Hava hafiften soğuk, 
Deniz katran ve balık kokulu 
Köprüden kayıkla geçmişim karşıya, 
Bir nefeste çıkmışım bizim yokuşu…

Bir gün sabah sabah kapıyı vursam, 
-Kim o ? dersin uykulu sesinle içerden. 
Saçların dağınıktır, mahmursundur. 
Kimbilir ne güzel görünürsün sevgilim, 
Bir gün sabah vakti kapıyı çalsam, 
Uykudan uyandırsam seni, 
Ki, daha sisler kalkmamıştır Haliçten. 
Fabrika düdükleri ötmededir

 Turgut Uyar - Bir gün Sabah Sabah

mertslt:

Üç şair bir odak: İstanbul - I__
Sana dün bir tepeden baktım aziz İstanbul! Görmedim, gezmediğim, sevmediğim hiç bir yer. Ömrüm oldukça, gönül tahtıma keyfince kurul! Sade bir semtini sevmek bile bir ömre değer. Nice revnaklı şehirler görülür dünyada, Lakin efsunlu güzellikleri sensin yaratan. Yaşamıştır derim, en hoş ve uzun rüyada Sende çok yıl yaşayan, sende ölen, sende yatan. 
Yahya Kemal Beyatlı - Bir Başka Tepeden 
Ve Haliç çocuk dişleri gibi dedim. GülünceÇıkan. Esmer. Esmer uyanması gibi vücudumunBir yerinin (bir deniz müzesinde iki foklu bir pelikanlıVe korkunç hüzünler taşıyanVe Eylül yüzlü.Eylül, bir çocuğun elinden tutmak gibi Fener’de(ki bir Ortodaks kilisesine devam ediyordurlacivert elbiseler giyer ve sarı düğmeleri sallanır rüzgardave yeni yeni ağarıyordur vakit ve çok eski bir kazıki bir virgül gibi düşüyordur başaşağıBalat’a)Hava düştü Kağıthane tarafında diyorum sonra daVe Eyüp’e bakıyorum. Eyüp’de su suya benziyorBir ev bir eve. Bir yaprak bir yaprağa.Ve incecik çiziyor geceyi bir kağıt bir ağaç.Ve eski yeşil denilen bir yeşilVe bir su çarkı(yavaş yavaş dönen. Bir atın çektiğigözleri bağlı. Sefil.)köprünün demirlerine yaslanıp bakıyorum sonra yirmialtı yaşımlaarkamda asker elbisesi. Bıyıklı. Uzun yüzüm.Bir dağ istiridyesi gibi de sarıBelli bir kızı seviyorum ve hep geceleri çıkıyor.Bir balık geçiyor. Ben balığı yazıyorum. Balığı veBen ki ne zaman doğduğumu bir köşeye yazmamışımdırVe hep kendimi götürmüşümdür gittiğim yer yereVe bir sıkıntıya alt katlarda oturaVe hiç çıkmayan.
Eski bir urba gibi kent. Eski bir urba gibi giyiyorum kentiBir kadırgayı. Türlü seslerdeki bir saatiSütlüce’yi. Sütlüce’deki bir avluyuEski takvime göre ok atanları. Nişan taşlarınıVe bir yağmuru, yeraltlarını dolaşan. YiniminAtlasında gidip gelenVe kalan
Uzuyor su. Kasımpaşa’da bir balıkçının tablasıNişancı Ahmet Paşa Çeşmesi. Çarklı bir Şirket-i Hayriye vapuruKi yalnız Fener’e, Kasımpaşa’ya, Eyüp’e uğrar veElli hissesini Valide Sultan almıştırVe hamalları Karahisarlıdır. Sudadır sonra hep gözleriVe elleri.
Ve incecik kemiği bir şiirinBir deniz kıyısında
İlhan Berk - Haliç
İstanbul deyince aklıma martı gelirYarısı gümüş yarısı köpükYarısı balık yarısı kuşİstanbul deyince aklıma bir masal gelirBir varmış, bir yokmuşİstanbul deyince aklıma Gülcemal gelirAnadolu’da toprak damlı bir evdeGülcemal üstüne türküler söylenirSüt akar cümle musluklarındanDireklerinde güller tomurcuklanırAnadolu’da toprak damlı bir evde çocukluğumGülcemalle gider İstanbul’aGülcemalle gelirİstanbul deyince aklımaBir sepet kınalı yapıncak gelir
Bedri Rahmi Eyüboğlu - İstanbul Destanı 
Ek 18, 2014 / 24 not

mertslt:

Üç şair bir odak: İstanbul - I
__

Sana dün bir tepeden baktım aziz İstanbul! 
Görmedim, gezmediğim, sevmediğim hiç bir yer. 
Ömrüm oldukça, gönül tahtıma keyfince kurul! 
Sade bir semtini sevmek bile bir ömre değer. 

Nice revnaklı şehirler görülür dünyada, 
Lakin efsunlu güzellikleri sensin yaratan. 
Yaşamıştır derim, en hoş ve uzun rüyada 
Sende çok yıl yaşayan, sende ölen, sende yatan. 

Yahya Kemal Beyatlı - Bir Başka Tepeden 

Ve Haliç çocuk dişleri gibi dedim. Gülünce
Çıkan. Esmer. Esmer uyanması gibi vücudumun
Bir yerinin (bir deniz müzesinde iki foklu bir pelikanlı
Ve korkunç hüzünler taşıyan
Ve Eylül yüzlü.
Eylül, bir çocuğun elinden tutmak gibi Fener’de
(ki bir Ortodaks kilisesine devam ediyordur
lacivert elbiseler giyer ve sarı düğmeleri sallanır rüzgarda
ve yeni yeni ağarıyordur vakit ve çok eski bir kazı
ki bir virgül gibi düşüyordur başaşağı
Balat’a)
Hava düştü Kağıthane tarafında diyorum sonra da
Ve Eyüp’e bakıyorum. Eyüp’de su suya benziyor
Bir ev bir eve. Bir yaprak bir yaprağa.
Ve incecik çiziyor geceyi bir kağıt bir ağaç.
Ve eski yeşil denilen bir yeşil
Ve bir su çarkı
(yavaş yavaş dönen. Bir atın çektiği
gözleri bağlı. Sefil.)
köprünün demirlerine yaslanıp bakıyorum sonra yirmialtı yaşımla
arkamda asker elbisesi. Bıyıklı. Uzun yüzüm.
Bir dağ istiridyesi gibi de sarı
Belli bir kızı seviyorum ve hep geceleri çıkıyor.
Bir balık geçiyor. Ben balığı yazıyorum. Balığı ve
Ben ki ne zaman doğduğumu bir köşeye yazmamışımdır
Ve hep kendimi götürmüşümdür gittiğim yer yere
Ve bir sıkıntıya alt katlarda otura
Ve hiç çıkmayan.

Eski bir urba gibi kent. Eski bir urba gibi giyiyorum kenti
Bir kadırgayı. Türlü seslerdeki bir saati
Sütlüce’yi. Sütlüce’deki bir avluyu
Eski takvime göre ok atanları. Nişan taşlarını
Ve bir yağmuru, yeraltlarını dolaşan. Yinimin
Atlasında gidip gelen
Ve kalan

Uzuyor su. Kasımpaşa’da bir balıkçının tablası
Nişancı Ahmet Paşa Çeşmesi. Çarklı bir Şirket-i Hayriye vapuru
Ki yalnız Fener’e, Kasımpaşa’ya, Eyüp’e uğrar ve
Elli hissesini Valide Sultan almıştır
Ve hamalları Karahisarlıdır. Sudadır sonra hep gözleri
Ve elleri.

Ve incecik kemiği bir şiirin
Bir deniz kıyısında

İlhan Berk - Haliç

İstanbul deyince aklıma martı gelir
Yarısı gümüş yarısı köpük
Yarısı balık yarısı kuş
İstanbul deyince aklıma bir masal gelir
Bir varmış, bir yokmuş
İstanbul deyince aklıma Gülcemal gelir
Anadolu’da toprak damlı bir evde
Gülcemal üstüne türküler söylenir
Süt akar cümle musluklarından
Direklerinde güller tomurcuklanır
Anadolu’da toprak damlı bir evde çocukluğum
Gülcemalle gider İstanbul’a
Gülcemalle gelir
İstanbul deyince aklıma
Bir sepet kınalı yapıncak gelir

Bedri Rahmi Eyüboğlu - İstanbul Destanı 

Sokullu Mehmet Paşa Camii-İstanbul

By Kuzeytac LSI
Ek 17, 2014 / 54 not

Sokullu Mehmet Paşa Camii-İstanbul

Kapalıçarşı-İstanbul
By Stefano Schrievers
Ek 17, 2014 / 20 not

Kapalıçarşı-İstanbul

Topkapı Sarayı-İstanbul
By Stefano Schrievers
Ek 17, 2014 / 447 not

Topkapı Sarayı-İstanbul

Atatürk Arboretumu-İstanbul
By huseyintuncabayin
Ek 17, 2014 / 35 not

Atatürk Arboretumu-İstanbul

By huseyintuncabayin


İstanbul
By Nat Smirnoff
Ek 17, 2014 / 31 not
İstanbul
İstanbul

By Settar Özdemir
Ek 14, 2014 / 107 not

İstanbul


İstanbul
By Ender Pekşen
Ek 14, 2014 / 47 not
İstanbul


İstanbul

By onur küçükkurt
Ek 14, 2014 / 49 not
İstanbul
By BLUE OLRİC
Ek 13, 2014 / 75 not

İstanbul

By BLUE OLRİC